
Geç Kaldım Korkusu: Zamana Karşı Koşmaktan Vazgeç
Bazı anlar vardır; delicesine koşuşturduğumuz, bir yerlere yetişmeye çalıştığımız, ne olursa olsun yapmamız gereken, çoğu zaman kendin duygularımızı ve isteklerimizi düşünmeden harekette olduğumuz anlar. İlla içimizden bazılarımızın aklından “Nereye yetişiyoruz ya?” dediğine inanıyorum. Gerçekten biz neden sürekli bir koşuşturmaca içinde bir şeylere geç kaldım korkusuyla yaşıyoruz. Neye geç kaldık tam olarak? Hayallerimize mi hedeflerimize mi? Yaşanmadıklarımıza ya da yaşayacaklarımıza mı?
Akan zamana yetişmeye çalıştığımızı düşünürsek önümüze büyük bir çelişki çıkıyor: Zaman her halükârda akıyor, biz olduğumuz yerde dursakta koşsakta. Peki ya o zaman biz neye göre ve kime göre geç kalıyoruz? Çevremizin daha doğrusu toplumun dayattığı belli normlara sıkışıp kalmışız sanki. İnsanların hayat akışı “bu ve bu olmalı” gibi bir düşünce salgın gibi yapışmış ve yayılmış üzerimize. Doğduk, çocukluk yaşadık, okula gittik ve mezun olduk, iş hayatına atıldık, birine âşık olduk ve evlendik, çalışma ve aile hayatı derken bir bakmışız ihtiyar oluvermişiz. Geride kalan zamana ve yaşananlara baktığımızda sürekli koşturduğumuzun bilincine varıyoruz. Peki ya kendinizi yıpratmaktan başka ne yaptık? Toplumun dayattığı hayat akışından bahsederken es geçtiğimiz bir nokta var aslında; bir şeylere yetişmeye çalışmayan insanlar…
Daha 20’li yaşlarında kariyerinde zirveye ulaşmış insanlar da var 50’li yaşlarda üniversiteye başlayanlar da. 30’undan önce evlenenlerinin çoğunun mutlu olmamasına karşıt 60 yaşında ilk defa aşık olanlar da var. O zaman biz neyin telaşındayız?
Biz zamana karşı koşmaya devam ederken kendimizi unutuyoruz, duygularımızı bir kenara atıyoruz. En önemlisi de “an”da kalmaktan kaçıyoruz. O anın yaşatacağı birçok duygudan kendimizi esir ediyoruz. Bu kendimize yaptığımız en büyük kötülük değil mi?
Bir an önce “sonra”yı düşünmeyi bırakıp, “şimdi”yi düşünmeliyiz. Yaşadığımız hayat ve yol bize ait. Ne zaman hangi yöne döneceğimize da biz karar veririz. İstediğimiz duraklarda durup dinlemekte bizim kararımız. O yüzden içimizde bir devrim yaratıp dışarıya korkusuzca yansıtmalıyız.
Şimdi böyle konuşunca da tabii “Yine mi bir şeylere geç kaldık ya?” gibi düşünceler aklımızdan geçiyor biliyorum. Ama unutmayın hiçbir yol, geç kalınmış değildir. O yüzden “geçmiş”i bırak ve “şimdi”ye bak!
Geçmişi öylece bir kenara atıp tecrübelerden de mahrum bırakma kendini tabii ki. Düşün, bu zamana kadar yarışırken neleri gözden kaçırdın? Bunlara cevap ver ve gözden kaçırdıklarını tekrar görmek için çaba göster. Ancak öyle hayattan zevk ve tat almaya başlayacaksın.
“Hayat bir yarış değil, bir yolculuktur. Herkesin yolu, hızı ve zamanı kendine göredir.”

Zehra Sargın
Kocaeli Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü
4. Sınıf Temsilcisi






