Sağlıkta İletişim Kazaları: Bir Cümle Bir Hastayı Nasıl İyileştirir?
Hemşirelik öğrencisi olduğumdan beri fark ettiğim bir şey var: İnsanları iyileştiren yalnızca ilaçlar, serumlar ya da pansumanlar değil. Bazen bir bakış, bazen bir dokunuş, bazen de tek bir cümle, bir hastanın bütün dünyasını değiştirebiliyor. İletişimin bu kadar güçlü bir araç olduğunu üniversitenin ilk yılında hissetmeye başlamıştım. Fakat ikinci sınıf olduğumda ve klinik uygulamalara çıktığımda bunun sadece bir his değil, gerçek bir iyileştirme aracı olduğunu daha net gördüm.
İletişimde kurduğumuz her kelime, hastanın bizden aldığı güven duygusunu arttırabilir ya da tam tersine zedeleyebilir. Yanlış seçilen bir kelime, farkında olmadan kurulan soğuk bir cümle, hastanın güven duvarını bir anda yıkabiliyor. Ama içten bir söz, sıcak bir gülümseme ya da sadece “Sizinleyim, merak etmeyin.” demek bile hastanın acısını hafifletebiliyor. İşte bu yüzden sağlık alanında “iletişim kazaları” sandığımızdan çok daha büyük bir etkiye sahip.
Geçen dönem klinikte yaşadığım bir anı hiç unutmuyorum. Arkadaşımla vital almaya çıkmıştık. Bir anda koridordan yükselen çığlıklarla irkildik: “Yardım edin, beni kurtarın!” Hepimiz işimizi bırakıp kadına koştuk. Fiziksel olarak bir sorunu yoktu ama yoğun bir paniğin içindeydi. Hemşirelere sorduğumuzda bunun sık sık yaşadığı panik ataklardan biri olduğunu söylediler ve tansiyonunu ölçmemizi istediler. Tansiyonunu ölçerken bir yandan oksijen veriyorduk. Tam o sırada kadın koluma sıkıca yapıştı ve “Kızım, kurtar beni.” dedi.
O an gözlerinin içindeki korkuyu gördüm ve ona yumuşak bir sesle, “Teyzeciğim, merak etme. Sizi iyileştirmek için buradayız. Lütfen sakin olun. Şimdi birlikte derin bir nefes alalım, tamam mı?” dedim. Bu sözlerle yüzündeki gerginliğin biraz olsun çözüldüğünü fark ettim. İşlem bittikten sonra elini tuttum ve “Bugün nasılsınız? Sizi üzen bir şey mi oldu?” diye sordum. Biraz konuşunca o gün kötü olaylar yaşadığını, moralinin bozuk olduğunu söyledi. Konuştukça rahatladı ve değerleri normale döndü. Belki de en başından beri birinin sadece “Nasılsın?” demesine ihtiyaç duyuyordu.
İletişim kazaları işte tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Bir hemşirenin yüz ifadesi, ses tonu ya da farkında olmadan söylediği bir cümle bile hastada “Ben değersizim.” hissi yaratabiliyor. Oysa biz hemşireler, hastalara önce insan olduklarını hissettirmekle sorumluyuz. Çünkü bazen iyileştiren şey tedavinin kendisi değil, hastanın kendini güvende hissetmesidir.
İkinci sınıf olmak bana şunu öğretti: Hastalar cümlelerimizin içindeki duyguyu hissediyor. “Ağrınız var mı?” demek sadece bir görev; ama “Ağrınız var mı, rahatlatmak için yapabileceğim bir şey var mı?” demek ise merhametin bir yansıması. Bu küçük fark bile hastanın tedaviye uyumunu doğrudan etkiliyor. İlgi gördüğünü hisseden bir hasta, iyileşmeye çok daha açık hale geliyor.
Bir başka gün servisimizde, herkes tarafından sert ve huysuz olduğu söylenen yaşlı bir amcamız vardı. Uzun zamandır diyaliz alıyordu ve gelen her hemşireye ya da öğrenciye kızdığı söylenmişti. İlk tansiyon ölçümüne gittiğimizde bize de tepki gösterdi. Ölçtürmek istemiyordu. Ona bunun kendi iyiliği için olduğunu anlatmaya çalışsak da dinlemek istemedi. O gün arkadaşım farklı bir şey yaptı: Amcanın diğer günlere göre daha iyi göründüğünü söyleyip tansiyonunun da daha düşük çıktığını belirtti. Amca şaşırdı ve ilaçlarını düzenli kullandığını söyledi. Şimdiye kadar kimsenin ona nasıl göründüğünü söylemediğini, sadece zorunlu bir işlem gibi tansiyonunun ölçülüp geçildiğini düşündüğü için öfkelendiğini anlattı.
Bu konuşmadan sonra biz de ona her girişte önce gülümsemeye, “Nasılsınız?” diye sormaya başladık. Bir süre sonra tedavilerine çok daha istekli gelmeye başladı. Meğer onun öfkesi, aslında görülmediğini hissetmesinden kaynaklanıyormuş.
İletişim kazalarının çoğu kötü niyetten değil, farkındalık eksikliğinden doğuyor. Öğrenci olduğumuz için bazen iş yüküne kapılıp hastaya bir “iş” gibi yaklaşabiliyoruz. Oysa her iletişim kazasının ardında bir kalp kırıklığı, her iyi iletişimin ardında ise küçük bir iyileşme var.
Bu yüzden kendime bir söz verdim: Gün ne kadar yoğun olursa olsun, bedenim ne kadar yorulursa yorulsun, bir hastanın kalbine kırıcı bir söz bırakmamaya çalışacağım. Çünkü bir gün ben ya da sevdiğim biri o yatakta olabilir ve duyacağımız tek bir cümle bütün günümüzü değiştirebilir.
Sonuç olarak, sağlıkta iletişim kazaları yalnızca sözlü hatalar değildir; bazen inciten, bazen iç ısıtan küçük ama güçlü insan temaslarıdır. Ve ben bir hemşirelik öğrencisi olarak, hastalara şifa veren cümlelerin peşinden gitmeye kararlıyım. Çünkü bazen bir cümle gerçekten bir hastayı iyileştirir.
KAYNAKÇA
https://www.usa.edu/blog/communication-in-nursing/
https://absn.harding.edu/blog/communication-in-nursing/
https://uk.hfonline.org/importance-of-communication-in-nursing/

Elif Nisa Kuyugöz
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hemşirelik Bölümü
2. Sınıf Temsilcisi






