Küresel Sağlıkta Görünmeyen Güç: Savaşın Gölgesinde Vicdanın Direnişi

Küresel Sağlıkta Görünmeyen Güç: Savaşın Gölgesinde Vicdanın Direnişi

Dünyanın dört bir yanında, sınırların, dillerin, inançların ötesinde, bir meslek sessizce insanlığın nabzını tutuyor: hemşirelik.
Her canın eşit olduğunu hatırlatan, yaşamı yeniden inşa etme çabasıyla yanıp tutuşan bu meslek, yalnızca hastanelerde değil, savaşın karanlığında da vicdanın son nöbetini tutuyor.

Bugün küresel sağlık, yalnızca hastalıklarla değil; insanlığın adalet, merhamet ve empati yoksunluğuyla da sınanıyor.
Ve bu sınavın en ön cephesinde, adı çoğu zaman unutulan hemşireler var. Onlar, yıkımın ortasında bile yaşamı savunan sessiz direnişçiler.

Gazze’de bir çocuk gözlerini kapatırken, onu hayata döndürmek için elinden geleni yapan bir hemşirenin elleri titriyor.
Ama o titreme korkudan değil; öfkeyle karışık bir çaresizlikten doğuyor.
Çünkü bir hemşire, insanı yaşatmaya ant içmişken, gözleri önünde insanlık ölüyor.

“Adına savaş denilen bu soykırım”, sadece bedenleri değil, ruhları da öldürüyor.
Gazze’nin yıkılmış hastaneleri, yerle bir edilmiş ambulansları, enkaz altındaki sağlık çalışanları, dünyanın gözleri önünde yok sayılıyor.
Her patlamada bir kalp duruyor, ama o kalp yalnızca bir bedenin değil; insanlığın kalbi.

Yıllardır süren bu sessizlik, aslında en büyük suç ortaklığı.
Bir hemşirenin, bir hekimin, bir sağlık gönüllüsünün sesi kısılırsa; insanlığın sesi de susar.
Ve biz susarsak, bir çocuğun son nefesiyle birlikte umut da ölür.

Bugün Gazze’de yaşananlar, yalnızca bir coğrafyanın değil, tüm insanlığın vicdan testidir.
Hastaneler hedef alındığında, bebekler kuvözde yanarken, ilaçlar tükenirken, su damlası bile ulaştırılamazken; birileri hâlâ “tarafsızlık” adı altında sessiz kalabiliyor.
Oysa tarafsızlık, burada bir lüks değil; suça ortak olmamak için dirençli bir tavır gerektirir.

Her hemşire, her sağlık çalışanı, bu direncin sembolüdür.
Gazze’deki meslektaşlarımız, “yaşam hakkı”nı savunmanın bedelini canlarıyla ödüyor.
Ama onlar ölürken bile bize bir şey öğretiyorlar:
İnsanı yaşatmak, dünyanın en asil direniş biçimidir.

Bugün, küresel sağlık sisteminden söz ederken, sayılarla değil; kaybolan yüzlerle, kesilen nefeslerle, unutulan hikâyelerle konuşmalıyız.
Çünkü her bir istatistiğin ardında, vicdanı sarsan bir gerçek var:
Bebeklerin, annelerin, sağlık çalışanlarının kanı, yalnızca toprakta değil, insanlığın tarihinde de kurumuyor.

Biz hemşireler, yalnızca pansuman yapmayız; ruhun kanayan yerlerine de dokunuruz.
Bu yüzden biliyoruz ki, iyileşmeyen yaralar vardır — adalet sağlanmadıkça, o yaralar kabuk tutmaz.

Bir gün savaş bitecek.
Belki yıkıntıların arasında yeniden bir hastane kurulacak, belki bir hemşire, o yıkıntıların içinde ilk doğumu yaptıracak.
Ve işte o an, insanlık yeniden nefes alacak.

O güne kadar, tek bir görevimiz var: Susmamak.
Çünkü sessizlik, suçun en sessiz ortağıdır.
Ve bir hemşirenin kalbi, dünyanın bütün vicdanlarından daha gür atar.

Hanne Kılavuz

İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Hemşirelik Bölümü Mezunu

Etkin Kampüs Genel Blog Koordinatörü

Hemşirelik Departmanı Blog Yazarları Yöneticisi

Bu Yazıyı Paylaş
Yorum Yap