
Karşılaştırmalı Hukukta Ötanazi Uygulaması
Bu yazıda ötanazi uygulamasının etik ,felsefi ve hukuki tartışmalarına da değinilerek karşılaştırmalı hukuktaki yeri üzerinde durulacaktır. Yazımıza başlarken önce ötanazi kavramı üzerinde durmamızda fayda olacaktır.
Ötanazi , bir kişinin rızası alınarak, tedavisi mümkün olmayan bir hastalık ya da dayanılmaz acılar nedeniyle yaşamının tıbbi müdahale ile sonlandırılması durumuna verilen isimdir. Genellikle bu işlem, bireyin acı çekmesini önlemek ve onurlu bir ölüm sağlamak amacıyla yapılır. Ancak bu konu hem hukuki hem de etik açıdan tartışmalı bir meseledir ve her ülke farklı bir anlayışa sahip olduğu için her hukuk sisteminde farklı uygulamalar benimsenmiştir .
Tarihi arka planına bakacak olursak ötanazinin ilk izlerine Antik Yunanda ve Romada rastlarız keza kelimede yunanca kökenlidir ve iyi ölüm anlamına gelmektedir. Bundan kaynaklı olarak bir çok yunan filozofu başta olmak üzere felsefeciler de konuyla ilgili tartışmalarda aktif rol almıştır.
Felsefi açıdan ötenazi ; yaşam, ölüm ve özgür irade kavramları üzerinden ele alınmaktadır.
- İnsan Özerkliği ve Özgürlük:
- Jean-Paul Sartre ve diğer varoluşçuluğu savunan filozoflara göre, birey kendi yaşamı ve ölümü üzerinde karar verme özgürlüğüne ve iradesine sahiptir. Eğer birey için yaşamı sürdürmek anlamını yitirmişse, bu özgürlüğün kullanılması meşrudur.
- Immanuel Kant ise, insanın “kendine zarar vermesini” ahlaki açıdan doğru bulmaz. Kant’a göre, insanın yaşamı, (kendisinin de savunduğu evrensel bir ahlak yasası olmasından kaynaklı) korunmaya değerdir.
- Toplumun Sorumluluğu:
- Utilitarianizm: Jeremy Bentham ve John Stuart Mill gibi pragmatistlerse, ötenaziyi acının azaltılması açısından olumlu değerlendirmektedir ancak faydacılık, bireysel özerklikten ziyade toplumsal faydayı merkeze aldığı için bu açıdan net bir görüş sundukları da söylenemez.
- Yaşamın Değeri:
- Thomas Aquinas gibi teologlar, hayatın ilahi bir armağan olduğunu ve sadece Tanrı’nın bu hayatı sonlandırabileceğini savunur.
Filozofların görüşleri her ne kadar bireyleri etkilese de Hipokrat yemini kavramından da anlaşılacağı üzere hekimler hastanın rızası olsa dahi bu tarz bir müesseseye izin vermemekle beraber uygulamaya sıcak bakmıyorlardı. Orta Çağa doğruysa Hristiyanlığın ivme kazanmasıyla beraber ötanaziye olumlu bakış daha da azalmış hatta nerdeyse uygulama alanı da yok denecek kadar azalmıştı. Din olgusu insana yaşamı üzerinde tasarruf hakkı tanımadığı için ötanazi fıkıh açısından uygulama alanı bulmamıştır.
Konunun günümüze kadar taşınmasında aktif rolü oynayan tarihi gelişme ise aydınlanma çağı ile gelen özgürlükçü düşüncedir çünkü skolastik düşünce ortamında sıkışan bireyler kendisine dayatılan görüşleri sorgulamadan kabul etmekteydi ve tartışma yahut düşüncesel bir sorgulama evresinden geçirme eylemini yapmamaktaydılar. Aydınlanma çağı ile birlikte kendilerine bu ortam sağlanmış bulundu böylece beklenmesi sürpriz olmayacak şekilde çeşitli etik tartışmalara girişilmiştir. Bu etik tartışmalarda ülkelerin ve hukuk sistemlerinin kendi ötanazi uygulamasını belirmesinde yol gösterici nitelik arz etmiştir.
Ötenazi, iki temel etik ilke arasında bir çatışmaya yol açmıştır:
- Yaşamın Kutsallığı (Sanctity of Life): Hayat, kutsal ve korunması gereken bir değerdir. Bu ilkeye göre, hiçbir birey veya kurum yaşamı sonlandırma hakkına sahip değildir.
- Özerklik (Autonomy): İnsanlar kendi hayatları üzerinde karar verme hakkına sahiptir. Bu ilke, dayanılmaz acı çeken bireylerin kendi yaşamlarını sonlandırma taleplerini meşru kılabilir.
Etik Açmazlarsa şöyledir ;
- Ötenazinin kötüye kullanılma ihtimali (örneğin, yaşlılara veya engellilere baskı yapılması).
- Doktorların “yaşamı sonlandırma” eylemini gerçekleştirmesinin, mesleki etikle bağdaşmaması.
- Ötenazinin, bireysel karar mı yoksa toplumsal bir değer sistemi mi temel alınarak tartışılması gerektiği sorusu.
Özellikle 19. ve 20. yüzyıllarda tıp açısından tıp etiği , hukuk açısından insan hakları ve dil bilim açısından da bireysel muhtariyet kavramlarının gelişmesiyle birlikte ötenazi daha fazla tartışılır hale gelmiştir. Bütün bu tarihi etik ve felsefi bilgelerle birlikte artık konunun özüne girebiliriz böylece konu daha da anlaşılır bir şekilde aktarılmış olacaktır.
Karşılaştırmalı Hukuk Sistemlerinde Ötanazinin Uygulanma Şekli
Bu kısımda ötanaziyle ilgili dünyadaki üç temel görüş üzerinde durularak hangi ülkenin hangi uygulamayı nasıl benimsediği aktarılacaktır.
Konuyla ilgili dünyadaki ilk görüş derki insan öleceği zamanı yeri ve şekli seçebilme özgürlüğüne sahiptir fakat bu müesseseye yasal anlamda izin verilecekse belirli koşullar yerine getirilmelidir. Bu görüş aktif ötanaziyi belirli prosedür şartları ile kabul etmiştir. Bu görüşü kabul eden ülkeler Belçika, Hollanda, İsviçre, İspanya ve Şili olarak sıralanabilir.
Hollanda: 2002 yılında, ötenaziyi yasallaştıran ilk ülke olmuştur ve yasal olarak hem aktif hem de pasif ötenaziye izin verilmiştir . Ancak bunun sıkı prosedür şartları vardır ve bu şartlar yerine getirilmeden bu uygulamaya izin verilmemektedir.
Şartlar şöyledir:
- Hasta dayanılmaz bir acı yaşıyor olmalı ve tedaviye yanıt verecek bir umut dahi bulunmamalıdır.
- Hasta, bilinçli bir şekilde ve defalarca ötenazi talebinde bulunmalıdır.
- Talep, en az iki doktor tarafından onaylanmalıdır.
Bu şartların hepsi kümülatif olarak aranmaktadır.
Belçika: Hollanda’dan sonra, benzeyen şartlarla ötenaziyi yasallaştırmıştır. Ancak Belçika’da ötenazi bazı durumlarda çocuklar için de uygulanabilir. Bu durum, etik tartışmaları derinleştirmiştir. Buradaki uygulamada özgürlük kavramı çok daha geniş bir düzlemden ele alınmıştır fakat bu da ağır eleştiri konusu olmuştur .
İkinci dünya görüşüyse ötanazinin daha az cezayı gerektiren bir hal olarak düzenleyen sistemlerde görülür. Uygulama alanı daha çok Almanya da görülmektedir. Kasten öldürmeden nazaran daha az ceza alınması gerektiğini savunan ve uygulayan görüştür.
Üçüncü görüşe geçmeden önce Anglo-Sakson Hukuk sistemindeki uygulamaya da değineceğim ki farklı düzeydeki hukuk sistemlerindeki uygulama alanını anlamamızda faydalı olsun.
Anglo-Sakson hukuk sisteminde ötenazi genellikle yasaklanmış bir uygulamadır. Ancak “yardımlı intihar” (physician-assisted suicide), belirli koşullara bağlı olarak bazı durumlarda kabul edilebilir.
- ABD: Ötenazi federal düzeyde yasaklanmıştır. Bununla birlikte, bazı eyaletlerde (örneğin Oregon, Washington ve California), yardımlı intihara izin veren düzenlemeler bulunmaktadır. Bu sistemde doktor, hastaya ölümcül bir ilaç reçetesi yazar, ancak ilacı kullanma sorumluluğu tamamen hastaya aittir.
- İngiltere: Hem ötenazi hem de yardımlı intihar kesinlikle yasaktır. İngiltere, yaşam hakkını temel bir ilke olarak benimsemekte ve bu tür uygulamaları ağır cezalarla engellemektedir.
Üçüncü dünya görüşündeyse aktif ötanazi kesinlikle yasaktır çünkü gelişen tıpla birlikte çare bulunabilir anlayışı vardır. Aynı zamanda bu görüşün arkasında Roma hukukundaki bireyin devlete faydalı olması anlayışı yatar. ( Roma da intihar eden bireyin ailesine ceza verilirdi. ) Bu görüşü savunan hukukçular kişinin yaşam hakkı üzerinde mutlak tasarruf yetkisi olmadığını da söyler . Aktif ötanazi yasak olmakla birlikte pasif ötanazi uygulama alanında yer almaktadır. Aktif ötanazi yasak olmakla birlikte aktif ötanaziyi yapan kişiler kasten öldürme suçundan cezalandırılırmaktadır. Bu görüşü benimseyen ülkeler ise Türkiye ve İtalya olarak söylenebilir.
Ülkemizdeki öğreti görüşlerine değinmekte de fayda vardır çünkü öğreti görüşleri her zaman uygulamanın ve kanunların oluşmasında bir ışık niteliğindedir .
Türk hukuk doktrininde ötenazi, farklı yaklaşımlar çerçevesinde ele alınmakta ve genelde iki temel görüş etrafında şekillenmektedir: ötenaziye karşı çıkanlar ve destekleyenler.
1.Ötenaziye Karşı Olan Görüşler
Bu görüşler, yaşam hakkının kutsallığını ve ötenazinin olası olumsuz sonuçlarını temel alır.
- Yaşam Hakkının Kutsallığı:
İnsan yaşamının mutlak bir değere sahip olduğu, herhangi bir şekilde sonlandırılmasının kabul edilemeyeceği savunulmaktadır. Bu düşünce, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17. maddesinde yer alan “Herkesin yaşama hakkı vardır” ifadesine dayandırılır. Aynı zamanda, dini ve ahlaki değerler de bu görüşün önemli dayanaklarını oluşturur. - Tıbbi ve Toplumsal Riskler:
Ötenazinin yasallaşması durumunda, kötüye kullanımların artabileceği belirtilir. Örneğin:- Yaşlı, engelli veya ciddi hastalıklarla mücadele eden bireyler, ötenazi kararı almaya zorlanabilir.
- Sağlık çalışanlarının, bu tür kararları alırken tamamen tarafsız davranması zorlaşabilir ve etik sorunlar doğabilir.
- Alternatif Yöntemler:
Ötenazi yerine, yaşam kalitesini artıracak çözümler ve palyatif bakım hizmetleri sunulması gerektiği vurgulanır. Bu yöntemlerle bireylerin onurlu bir şekilde yaşamlarını sürdürebileceği ifade edilir.
2.Ötenaziyi Destekleyen Görüşler
Bu yaklaşımı benimseyenler, bireysel hak ve özgürlükler ile insani acıların sona erdirilmesi gerektiği üzerinde durur.
- Bireysel Özgürlük:
Her bireyin, özellikle dayanılmaz acılar çekenlerin, kendi yaşamıyla ilgili kararlar alması gerektiği savunulmaktadır. Bu hak, bireyin özerkliğinin bir parçası olarak değerlendirilir. - Acıların Sonlandırılması:
Tıp etiği açısından, zarar vermeme ilkesi (non-maleficence) ve hastanın yararını gözetme ilkesi (beneficence), dayanılmaz acılara çözüm bulmayı gerektirir. Bu nedenle, bazı durumlarda ötenazi bir alternatif olarak görülebilir. - Uluslararası Örneklerden Yararlanma:
Hollanda ve Belçika gibi ülkelerde ötenazinin kontrollü ve denetimli bir şekilde uygulanıyor olması, bu görüşü destekleyenler için olumlu bir model olarak değerlendirilir. Türkiye’de benzer bir sistemin uygulanabileceği belirtilmektedir.
Kaynakça :
- Artuk-Gökçen Ceza Hukuku Genel Hükümler
- Artuk-Gökçen Ceza Hukuku Özel Hükümler
- Türkiye Adalet Akademi Dergisi – Ötanazi ve Hastanın Kendi Geleceğini Belirleme Hakkı Arasındaki İlişki ( Dergi Park )
- Ötanazi Üzerine – Muhammed Sulu ( Dergi Park )
- PESA Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi – Ötanazi Algısı Üzerine Nitel Bir Araştırma ( Dergi Park )

Zeynep Türkmen
Altınbaş Üniversitesi Hukuk Bölümü
3. Sınıf Temsilcisi






